T-COD VE MİMARLIK


    Mimari; sağlam, göze hoş gelen ve amacına uygun yapılar inşa etme sanatıdır. Bir yapıya uygulanacak mimari üslup, eldeki materyale, mimarın idealine ve yapının ne amaçla kullanılacağına uygun olmalıdır. Dünyanın en eski mesleği olarak kabul edilen mimarlık yapı sektörünün de ayrılmaz bir parçasıdır. Yapı sektörü ise tüm dünya ülkelerinde en büyük sektör olup diğer sektörlerin de itici gücü olarak kabul edilmektedir. Biz de bu sektörde T-Cod Mimarlık olarak en özgün tasarımları ve en kullanılabilir mekan tasarımlarıyla, geçmişin birikimleri ile geleceği hazırlayacak ve yaşanacak kaliteli yaşam çevrelerini oluşturan vizyonuyla hizmet vermekteyiz.

    Mimarinin anlamına bir de bizim gözümüzle değinecek olursak, mimari başka bir şeyi temsil etmesinde değil; kendi karakterinde ve bu karakterin özneyle kurduğu algısal ilişkidedir. Mimari, özne tarafından nasıl algılandığı, nasıl düşlendiği ve nasıl deneyimlendiği ile anlam kazanmaktadır. Mimarinin yaşamla kurduğu özel ilişki, onun yaşamı sarmalayan yapısından kaynaklanmaktadır. Kendisi ile barışık mimari, dışarıya herhangi bir mesaj verme kaygısı taşımadan sadece hissedilmek için oradadır. T-Cod için herşeyden önce mimari, onu tüm duyularımız ve duygularımızla algılamakla başlar. Ritmini hissederek, zamanına uyarak… Ona dokunmak, dokusunu, kokusunu hissetmek, sesini duymak, gözlerini kapayıp ruhunu hissetmek mimariyi yaşamaktır. Mimarlığın kendine ait ögelerini zihinsel algılama sürecimizden geçirmek ve anlamlar katarak kendi yaşamsal deneyimlerimizle mimariyi hissetmek onu anlamaktır. Şöyle bir örnek verelim mi? Goethe’nin de dediği gibi ''Müzik, mimarinin akışkan halidir. Mimarlık ise müziğin donmuş halidir''. Bir şekilde mimari işitilebilir. Nasıl içinde barınılmayan ev zamanla dökük, yıkık bir hal alıyorsa, yaşanıldığı zaman da o denli insan sesiyle canlı bir hale bürünür. Mekanların dili herkes için farklı yorumlanır. Belki de bu sebeptendir ki, aniden karşılaştığımız bir görüntü, bir koku ya da bir ses öyle tanıdık gelir ki, belleğimizin derinliklerine attığımız bir anı ile bağlantı kurarak yeniden zihnimizde bir imaj olarak canlanıverir. Bu nedenle, algılarımız aracılığıyla mekânları deneyimlerken, mekân ve kişi arasında bir tür alışveriş olur. Mekân kendi aurasını yansıtırken, deneyimleyen kişi de kendi duygu ve algılarını mekâna yansıtır. Diğer sanat dallarında, sanatçılar problemleri kendilerinin önemli gördükleri bir açıdan tanımlayıp tasarımlarında bunu anlatmaya çalışırlar ve bu seçimlerinde de oldukça özgürdürler. Oysa mimari tasarımcı için durum o kadar kolay değildir. Mimari tasarımın diğer alanlardan çok farklı olan doğası gereği mimar, iyi tanımlanmamış türden olan tasarım probleminin çözümüne girişmeden önce onu bir şekilde tanımlama çabasının içine girer. T-COD Mimarlık için tasarım sadece biçimlerin, şekillerin ve malzemelerin birleştirildiği soyut bir eylem değil, bir probleme cevap vermektir. Amacımız, insanın içselleştirdiği mekanlardaki yaşam koşullarını geliştirmek ve akışkan mekanlar tasarlamaktır.  

    Mimariden son olarak şu şekilde bahsedecek olursak; hiçbir akımın, felsefenin, hatta rengin ya da herhangi bir objenin öne çıkmadığı bir mekan düşlüyoruz. Çünkü bunlardan herhangi birinin bu mekanla yarışır hale gelmesi demek “bu mekanın varlık sebebinin önüne geçme tehlikesi” demek bunu da biliyoruz. Bu kadar şeyi bir araya getirmek ya da bir şeyleri bir araya getirmemeye çalışmak.. Zihin olarak dünyadan elini eteğini çektiren, uzakdoğu felsefesindeki gibi sakinliğin, karmaşadan uzak kalmanın, temizliğin, saflığın, sadeliğin ve bu bollukta kendi köşesinde kendince bilgeliği tattıracak bir mekan. Bu kadar şeyi bir araya getirmek ya da bir şeyleri bir araya getirmemeye çalışmak..

İşte tam da bu, Mimarlık…